4,467 milyar yıl dile kolay.
Biraz önce içinize çektiğiniz oksijeni yaşamak için tüketip ardından kalanları küçük bir kamıştan üflüyorsunuz. Kamışın ucundaki sıcak cam (ya da kum) sizden arta kalanlarla hayat buluyor. Rengarenk, hayal gücünüzün sınırları kadar şaşırtıcı hayatlar ortaya çıkartıyorsunuz. Eminönü’nden bu kare.
Bazı işler kolay, bazıları zor. Bazen hiçbir iş yapmak istemezsin, bazen çok çalışkan olursun… Önümüze çıkan yolların bazıları yokuş aşağı, bazıları dümdüz giderken bazıları da yokuş yukarı oluverir… O yokuş yukarı yolları çıkmak çok zor gelir bazen, hele bir de sadece çıkacaksan, inişi hiç olmayacaksa iyice hevesi kaçar insanın. Gördüğünüz yukarı yokuşlu yol Lizbon’dan.
İki göz, bir burun, ağız ve bir yuvarlak çizdiğinde bir suret elde edebiliyorsun. Ne kadar beceriksiz olursan ol, iki yuvarlağı çizebildiğinde bir şekilde surete benzer bir şeyler çıkıveriyor. Manga ise kökü eski Japon sanatlarına dayanan ayrı bir tarz. Manga okuyan arkadaşlarım sayesinde kültürümü arttırıp, eli kalem tutan her Türk evladı gibi ben de çizerim dedim!
Küçükken oyuncak arabalarla oynamanın verdiği heyecanı, hayal gücünün doruklarına ulaştığımız o günleri hiç unutamayacağım sanırım. Arada elimize Tır ya da Kamyon geçtiğinde başka başka alemlere akar, sanki büyük bir taşıma şirketinin şoförleriymişiz gibi halının bir köşesinden diğer köşesine taşımacılık yapardık… Bu güzel tırların fotoğrafını ise Baltimore’da çektim, tırlarla oynamayı bıraktıktan çok çok sonra.
Yazın eğlence ile birlikte yaşandığı birçok mekanda hali hazırda bulabileceğiniz Mocha Frappe için; biraz buz, bolca süt, güzel bir kahve, biraz çikolata sosu ve belki bir miktar Bailey’s yeterli… Afiyet.
Güzel bir kalem, iyi harmanlanmış bir kağıt ve ikisini bir arada çok seven ben. Çoğu zaman söyleyemediğim, dil bilgimin yetersizliğinden doğru düzgün ifade edemediğim bir çok durumu çizerek anlatmak işime geliyor. Güzel bir şeyleri ifade etmek için, canım sıkıldığında ya da işler yetişmediğinde hep “çiçek” çiziyorum, çizim bitince seyredip mutlu oluyorum. Bir nevi kişisel terapi.
Hep “derin” mevzuları konuşan insanlar haline geldik, konuştuklarımız çok “derin” fakat yaptıklarımız çok “yüzeysel” gibi geliyor. Eskisi gibi değil sanki hiçbirşey, konuşacak daha çok konumuz var, yapacak daha çok işimiz var fakat gidecek yerimiz kalmadı sanki… Lizbon’un ünlü Ticaret Meydanı (Praça do Comércio) bu “derin” duygularıma eşlik ediyor.
Nice, Fransa’nın süper sahil şeridine sahip, süper renkli ve Fransa’da İngilizce konuşulabildiğini ispatlayan nadir Fransa Şehirlerinden… Hazır yaz da yaklaşırken buna benzer çektiğim fotoğrafları ortaya dökmeye karar verdim, gözümüz gönlümüz açılsın, yaz için güzel hayaller kuralım, süper planlar yapalım…
Silahtarağa Elektrik Santrali, 1911′de kurulmuş bu santrale uğramanızı şiddetle tavsiye ederim. Tüm şehri kontrol edebileceğinizi, tüm kontrolün sizde olduğunu hissettiren, tozlu ve mistik bir yer burası… Hem gizemli, hem büyülü…